BURADASINIZ

Emzirme Psikoloğu Pınar’dan emzirme üzerine ...

Emzirme Psikoloğu Pınar’dan emzirme üzerine harika bir röportaj…

Sizler daha önce Pınar Ayata ile tanıştırmıştım. Sosyal medya sayesinde kazandığım nadir değerli insanlardan birisi Pınar. Çok harika, kutsal bir işi var. Ve işinde de bir o kadar başarılı ve etik. Pınar’ a ben sordum, o cevapladı. İçinde emzirme ile ilgili bir çok konunun yer aldığı röportajımızı zevkle yayınlıyorum. Ben pek keyif aldım bu cevaplardan… Emzirme önemli bir konu ve çok güzel, çok özel konulara değindik….

Pınar Ayata foto 1Pınar Ayata kimdir, neler yapar?

Ben öncelikle bir anneyim, sonra bir eşim, sonra da bir ebeveynim. Genel anlamda hayatı, insan odaklı ve insanın değeri odaklı okuyan biriyim. Sanıyorum ki bu özelliğimi, her şeyden önce üniversitede aldığım psikoloji ve felsefe eğitimine borçluyum. Lisans eğitimim süresince, “İnsan hakları” ve “Çocuk hakları” ekseninde yürütülen çok sayıda çalışmada yer aldım. Sanıyorum, bu eksende yürüttüğüm çalışmalar, süreçte benim yumuşak karnımı, yani hassas yanımı oluşturdu; hatta hayata bakışımı şekillendirdi. Bu hayat yaşanmaya değerse, ancak bu eksende çalışarak benim için yaşanmaya değer olmaya başladı. Belki de bu nedenle, lisans eğitimimi tamamladıktan sonra bir rehabilitasyon merkezinde psikolog olarak, engelli çocuklar ve aileleriyle çalışmaya başladım; halen bu mesleğime devam etmekteyim. Bir yandan da akademik anlamda bir yol ayrımına geldim; yoluma ya felsefe ile ya da psikoloji ile devam edecektim. Ben, felsefeyi seçtim. Çünkü, “Etik” konular benim hayatımın her alanına yansıyan, bir anlamda yaşama biçimim haline gelmişti ve bu konuda donanımımı güçlendirmek istiyordum. Yüksek lisansımı, “Felsefi danışmanlık” konusu üzerine çalışarak tamamladım ve bu konuda detaylı bir tez verdim (kim bilir, bu çalışmayı bir kitap haline getirebilirim belki bir gün). Sıra doktora eğitimime geldiğinde, tabi ki yolum belliydi; felsefeden devam edecektim. Doktora derslerimi hemen hemen tamamladığım sırada hamile olduğumu öğrendim ve tabi ki büyük bir sevinç yaşadım. Ancak hamileliğim hiç beklenmedik bir şekilde, ciddi bir rahatsızlıkla birlikte seyretmeye başladı ve ben eğitimimi yarıda bırakıp, evde istirahat etmek zorunluluğuyla karşılaştım. Bu uzun istirahat döneminde, akademik çalışmalardan epeyce uzaklaşmaya, hamilelik ve emzirme üzerine daha çok okumaya, araştırmaya başladım. Okudukça ve öğrendikçe bu konu beni, her gün daha çok içine çekmeye başladı. Oğlum dünyaya geldiğinde ben emzirme üzerine az çok bilgi sahibi olmuş ama daha çok emzirmeye dair büyük bir istekle dolmuştum. Onu emzirmekten, ona sütümü vermekten başka hiçbir alternatifi düşünemeden, bir yandan bebekli bir hayata adapte olmaya çalışırken, bir yandan da emzirmenin ilk günlerinin kendine özgü sorunsallarıyla mücadele ettim. Anneliğin bu ilk günleri gerçekten zordu. Zorluk derecesine göre bakacak olursak, emzirmek başı çekiyordu. Emzirmek için oldukça mücadele verdiğimi hatırlıyorum o dönemde. Pek çok şeyden vazgeçer gibi olduğumu, ancak emzirmekten asla vazgeçmediğimi hatırlıyorum. Bu sürecin devamında, emzirme konusu beni içine büsbütün çekti ki, bu alanda alabileceğim en yetkin ve en kapsamlı eğitimlerin peşine düştüm. Evrensel boyutta nasıl bir “Emzirme danışmanı” olunur, araştırmaya koyuldum. Sonra IBLCE (International Board of Lactation Consultant Examiners) ile karşılaştım ve bu sınava nasıl girebileceğimin yollarını aradım. Bu sınavı kazandıktan sonra da IBCLC (International Board Certified Lactation Consultant) oluyorsunuz ve tabi sıkı bir eğitim süreci izlemeniz gerekiyor. Öncelikle, aldığınız eğitimler ve çalışma alanlarınıza göre, emzirme danışmanlığı konusunda gerekli görülen ve almanız gereken eksik dersleriniz varsa üniversite düzeyinde bu dersleri tamamlamanız gerekiyor; örneğin ben ek olarak beslenme okudum. Ayrıca, medikal konular üzerine bir dizi temel eğitim görmenizi istiyorlar. Son olarak da, en önemlisi 90 saatlik bir emzirme eğitimi görmeniz gerekiyor. Bu eğitimleri tamamladıktan sonra da seçtiğiniz her hangi bir hastanede 1000 saatlik bir emzirme danışmanlığı stajı yapmanız ya da annelere emzirme konusunda destek veren bir kuruluşta çalışmanız isteniyor. İşte tüm bu süreci tamamladıktan sonra sınava girebiliyorsunuz. Gireceğim IBLCE sınavı önümüzdeki Ekim ayında yapılacak ve bu sınavı kazanmak benim için son derece önemli. Bir anlamda, aslında bu süreçte aldığın eğitimler ile bir emzirme danışmanı oluyorsun, ancak bu sınav yoluyla yeterliliğini görüyorsun ve uluslararası alanda geçerli olan bir onay alıyorsun.    

Neden emzirme danışmanı oldun?

Aslında bunun o kadar çok nedeni var ki, önce oğlum, bana emzirmeyi sevdiren o çünkü… Sonra emzirme sürecinde kendi yaşadıklarım ve karşılaştığım zorluklar, sonra bu konunun insan hakları ve çocuk hakları bağlamındaki önemi, sonra daha sağlıklı ve daha sevgi dolu bir nesil yetişmesinde emzirmenin payı; bu nedenlerin hepsinin toplamında da sonunda bu işi yaparken duyduğum mutluluk, emzirme danışmanı olmayı seçmemde en etkili nedenler olmuştur.

Peki, hangi durumlarda annelere emzirme danışmanlığı veriyorsun? Ve emzirme danışmanlığının aşamaları nelerdir?

Emzirme danışmanlığı, öncelikle emzirme eğitimiyle ve annede emzirmeye dair bir istek uyandırmayla başlar. Dolayısıyla anneyle gebelik döneminde karşılaşmam son derece önemli. Anne, bu dönemde doğru yönlendirilmeli ve doğru bilgilendirilmelidir. Emzirme başarısının ilk süreci böyle başlar. Sonra doğum sırasında annenin yanında oluyorum; doğumu takip eden ilk dakikalarda erken ten temasını ve emzirmeyi başlatıyoruz ya da koşullar buna izin vermiyor ise anne odasına çıktıktan sonra ilk emzirme ilişkisinde anneye destek veriyorum. Bu süreçte son derece önemli bir konu daha vardır; babayı ve yakınları bilgilendirerek anneye doğru bir biçimde destek olmalarını sağlamak. Bu bilgilendirmeyi, annenin gebelik sürecinde de sağlamak mümkün ve son derece etkilidir. Daha sonra anne ve bebeğin hastaneden çıktığı ilk hafta içerisinde ev ziyareti yapıyorum; karşılaşılan zorluklarla ilgili ve süreçte izlenmesi gereken yol ile ilgili danışmanlık veriyorum. Tüm bunlara ek olarak, bu süreçte annelerimiz, şiddeti kişiden kişiye değişmekle birlikte bir postpartum depresyon yaşarlar. Aslında ben buna postpartum dönem demeyi daha doğru buluyorum; çünkü depresyon yaşanıp yaşanmayacağı kesin değildir ve bir dereceye kadar bu dönemin kendine özgü bunalım ve kaygıları son derece normal kabul edilmelidir. Eğer anne ciddi bir depresyon sürecindeyse, emzirme desteği ve psikolojik desteği bir arada götürerek, anneye daha sık ziyaretler yapıyorum; bu süreci daha olumlu geçirmesi için destek vermeye çalışıyorum.

Tüm bu süreçler: gebelik, doğum ve emzirme olarak normal seyirdeki süreçlerdir. Ancak, en sık karşılaştığınız durum ne diye soracak olursanız. Öncelikle, biberona alışmış ve anne memesini reddeden bebekler, sonra annenin süt üretimindeki gerileme ya da tamamen durma ve tüm bunların sonucunda da özgüveni zedelenmiş, kendini bir anlamda çaresiz hisseden ve kaygılı bir anneyle karşı karşıya kalıyorum. İşte tüm bu karşılaşılan zorlukları, doğru tekniklerle yönetmek mümkündür. Bebeğimizi biberondan vazgeçirip, anne memesine döndürebiliriz ve annenin süt üretimini tekrar güçlendirebiliriz (re-laktasyon). Sonuçta da yavaş yavaş annenin kaygıları hafifler, psikolojik olarak kendini daha iyi hissetmeye başlar.

Emzirme danışmanlığının etkili olacağı bir diğer konu da, evlatlık emzirme konusudur. Bu konu ile maalesef sık karşılaşmıyoruz, mesela ben bugüne kadar böyle bir durumu hiç yönetmedim. Ancak mümkündür; yani, bir anne doğum yapmadan da evlatlık olarak sahiplendiği bir bebeği emzirebilir. Yoğun bir çalışma süreci ve yaklaşık 2 aylık bir tempo bizi bekler; ancak, başarı mümkündür.

İşte, tüm bu süreçleri değerlendirdiğinizde hem annenin bir insan olarak “Emzirme hakkını” hem de bir çocuğun “Anne sütü alma hakkını” koruyorsunuz. Bunun mutluluğu tarif edilemez.

Facebook Emziren Anneler grubunu yönetenlerden birisin, buradaki annelere ulaşmak son derece önemli. Her gün kim bilir bu platformda kaç anneye emzirme desteği veriyorsun? Görünen tablo nasıl?

Bu grup son derece önemli bir gruptur. Ben kurucularından biri değilim, daha sonraki süreçte aralarına dahil oldum. Bu grubun kurulma amacı, her şeyden önce anneden-anneye bir destek sağlama platformu oluşturmaktır. Grubun yöneticileri de emzirme konusunda son derece bilgi ve hatta uzman kişilerdir. Tarafımızdan sağlanan ve grup içi annelerin yazışmalarının da kontrolünü kapsayan bu destek, tamamen gönüllülük esasına dayanmaktadır. Bu anlamda ülkemizde ve tüm dünyada, gönüllülük esasının kriterlerine kapsayıcı bir biçimde uyarak hizmet veren en önemli kuruluş da LLL (La Leche League)’tır. Bu kuruluşun liderleri son derece önemli bir işi yürütmektedir: annelere desteği ve emzirme konusunda bilgilendirmeyi gönüllülük esasına göre yürütürler. Bu bağlamda, Antalya LLL lideri Charlotte Codron’a teşekkür edemeden geçemeyeceğim; kendisi bu konulardaki araştırmalarımda bana her zaman destek vermiş ve yoldaşlık etmiştir.

Konuya dönecek olursak, emziren anneler grubunda karşılaşılan zorlukları sormuşsunuz. Aslında bunun için sayfalarca makale yazılabilir. Kısaca şöyle özetleyelim, bir annenin emzirme döneminde karşılaşabileceği düşünebileceğiniz ve hatta düşünebileceğinizin çok ötesindeki tüm sorunlar, bizim grupta karşılaştığımız sorunlardır. Bu konuda pek çok uzman kişi, bilgili ve tecrübeli anne, herhangi bir sorunla karşılaşan anneye destek verir. Sonunda, annelerin emzirme başarıları yönünde elde edilen sonuçlar, bize her geçen gün bu grubun kurulmasının ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

Ülkemizde emzirme oranları nasıl düşük diye duymuştum. Sence neden?

Bu anlamda bir yüzde vermek gerekirse, Sağlık Bakanlığı, Hacettepe üniversitesi ve WBTI (World Breastfeeding Trend Initiative) iş birliğiyle yapılan araştırma verilerine göre, ülkemizde emzirme oranları ilk 6 ay sadece anne sütü ile beslenme oranı %30.1; 2 yıl süresince emzirilme oranı ise %16.5 civarlarında olduğu ortaya çıkmıştır. Bu oranlar, oldukça düşük oranlardır. Bir annenin karnında 9 ay süresince, minicik bir fasulyeden kocaman bir bebeğe dönüştürdüğü yavrusunu doğurduktan sonra emzirememesi (çok istisnai sağlık sorunları dışında) mümkün değildir. Ancak emzirmek: istek, sabır, mücadele ve bir sevgi işidir. Emzirme başarısı, sadece ve sadece emzirmeye bağlıdır. Bu nedenle de yukarıda verdiğim oranlar, evet, son derece düşük oranlardır.

Acıdır ki, bu oranların bu derece düşük olmasının nedeni: 1. Yıkıcı hastane politikaları; 2. Sağlık profesyonellerinin yıkıcı tutumları; 3. Uluslararası mama kodu ihlalleri, ve sonuçta 4. Annenin yanlış bilgilendirilip yönlendirilmesi 5. Annenin özgüvenin zedelenmesi olarak sıralanabilir. Tüm bu nedenler sonucunda, bir anne, bebeğini harika bir biçimde emzirebilecek iken emziremez. İşte biz emzirme danışmanlarının öncelikli mücadelesi bu sıraladığım nedenler bağlamında olmalıdır. Sizin onarmaya çabaladığınız bir gerçeği, üstelik doğal bir gerçeği, yani emzirmeyi, bir taraftan sabote eden bir oluşum var ise, aynı zamanda siz pes etmemek için de kendinizle mücadele vermeye başlarsınız ki, bunun ne kadar yıpratıcı olduğunu itiraf etmeliyim.

Emzirme danışmanlığı verirken karşılaştığın en zor vaka neydi, çok özel değil ise bizimle paylaşır mısın?

Aslında bu konuda karşılaşılan her vakanın kendi açısından zorlukları vardır. Anneyi tanımak, içinde bulunduğu koşulları anlamak ve bebeğin kendine özgü yapısını değerlendirebilmek hepsi ciddi bir emek ve dikkat gerektirir.

Ancak, karşılaştığım en zor vaka, sanıyorum ki 5 aylık olmuş, doğar doğmaz biberonla tanışmış ve anne memesinden hiç beslenmemiş bir bebekti. Annenin sütü de oldukça geri gitmiş, sadece zaman zaman sağarak bebeğine takviye ediyordu. Bu durumda bebeği anne memesine geri döndürmek oldukça zordu ama anne ve bebek başardılar. Annenin sütü de arttı ve bebeğini, 5.5 – 7. aylar arasında sadece emzirerek devam etti. Büyük bir mutluluktu.

Benim en hassas olduğum konulardan birisi doğumdan sonra anne ve bebek ten temasıdır. Ben bu konuda çok şey söyler yazarım ama bir de senin ağzından duymak isterim. Emzirmenin doğum ile ilişkisi nedir?

Daha önce de söylediğim gibi gebelik, doğum ve emzirme bir bütündür; aynı sürecin aşamalarıdır. Bebek dünyaya geldiği anda hızlıca anneden ayrılması ve anne memesine konmaması, bebeğin bu durumdan fizyolojik olarak nasıl etkilendiğini bildiğinizde, bunu bir vahşet olarak değerlendirmeniz kaçınılmazdır.

Anne ve bebeğin ilk ten teması, doğumun hemen ardından kurulması gerekir. Bunun en önemli nedeni, annenin rahmin güvenli ortamında bakıp koruduğu bebeğine, “Sen dünyaya geldin ve rahmimden çıktın ama ben yine yanındayım, hala buradayım ve seni hep koruyacağım” mesajını iletmesidir. Bir diğer önemli iki nedeni de hipotermi ve düzensiz solunum riskini ortadan kaldırmasıdır. Bebekler rahimin sıvı ve güvenli ortamından, oksijen alanı olan dış dünyaya çıktıklarında aslında son derece karmaşık fizyolojik ve psikolojik süreçler yaşarlar. Anne karnındaki bebeğin vücut ısısı, anne iç ısısından biraz daha yüksektir. Doğumdan sonra, bebeğin vücut ısısı belli oranda düşer. Vücut ısısı, 36.5°C altına düştüğü durumda hipotermi meydana gelir; 32-36°C orta hipotermi ve 32°C altı ciddi hipotermi olarak değerlendirilir. Bebeğin, doğumun hemen ardından annenin tenine bırakılmasının hipotermi riskini ortadan kaldırdığı gözlemlenmiştir. Bebeklerin akciğerleri, ana-rahminde hava yolu ile değil plasenta sıvısı ile solunum işlevini gerçekleştirirler ve doğdukları anda akciğerlerinde biriken bu sıvıyı boşaltmaları gerekir. Bu sıvıyı boşaltma sırasında, akciğerlerin oksijenle tanışması nedeniyle bebekler oldukça yüksek bir tonda ağlar. Aslında bu ağlama, “Beni annemden ayırma!” ağlamasıdır. Bebeğin akciğerleri açıldıktan sonra burun yoluyla nefes alarak, solunumunu bu dünyaya uyarlaması gerekir. Yani, ağlamadan ağzını kapatarak burnundan nefes alması gerekir; bebeğin susması gerekir. Bebeğin doğumun hemen ardından susması, ancak annesinin teninde mümkündür. Doğumun hemen ardından uzun süre ağlayan bebeğin kortizol seviyeleri yükselir. Bebeğin yaşadığı bu stres, bağışıklık sistemin baskılayabilir; ayrıca, bebeğin zihinsel süreçlerini, sindirim ve böbrek fonksiyonlarını da olumsuz etkileyebilir.

Bu anlamda bebeğin, bir takım ölçüm ve değerlendirmeler yapma nedeniyle doğumun hemen ardından anneden derhal uzaklaştırılması doğru değildir. Onun bu dünyaya annesinin sıcak teninde adapte olmasına izin vermek gerekir. Dünyaya annesinin teninde adapte olmaya çalışan minik insan ortalama 20-60dk içinde memeyi bulur ve ulaşır. Biz insanın en temel içgüdüsü emmek ve annemizin sıcak teninde huzur bulmaktır. Bu sürecin doğallığı bize bunu ispatlamaktadır.

Doğumdan sonra hemen bir sebepten ötürü bebeğine kavuşamamış anne çok var, ten tene temas ilk etapta sağlayamamış. Onlara ne önerirsin?

Öncelikle, tüm annelere doğuma ve emzirmeye ilişkin sahip oldukları hakların bilincinde olmalarını ve de bu konudaki tüm taleplerini doğum yapacakları hastaneye iletmelerini öneririm. Bu anlamda annenin, doğumunu gerçekleştireceği hastane ve ilgili sağlık profesyonelleriyle bir işbirliği içinde olması, yaşayacağı süreçlerden haberdar edilmeyi talep etmesi son derece önemlidir. Doğum, ister sezeryan yoluyla doğum olsun, ister vajinal yolla doğum olsun “Normal” bir olaydır. Doğumun bu normal olan doğası mümkün olduğunca tahrip edilmemelidir.

Dünya Sağlık Örgütü, UNESCO ve UNICEF (2002, Facts for life: A Communication Challenge) bebeklerin ve çocukların bakımı ile ilgili olarak hazırladıkları tavsiye raporunda şöyle der:

Bebekler, doğum anında hızlı bir biçimde öğrenmeye başlarlar. Onların büyüdükçe gelişecek olan hızlı öğrenme becerilerini, aldıkları sevgi, ilgi ve uyarımlar destekler. Doğumdan sonra ilk bir saat içinde kurulan ten teması ve emzirme, bebeklerin daha iyi bir büyüme ve gelişim elde etmesine yardımcı olur ve de anneleri ile kurdukları iletişim, huzurlu olmalarını sağlar. Bebeğin çevredeki dünyayı keşfetmesi kullandığı dokunma, işitme, koku, görme ve tat gibi araçlar aracılığıyla olur. Bebeklerin zihinleri, onlara dokunulduğunda, onlarla konuşulduğunda ve farklı nesnelerle karşılaştıklarında hızlı bir biçimde gelişim özellikleri gösterir. Bebekler, doğumun ardından sevildiklerini ve güvende olduklarını hissettiklerinde çabuk öğrenir; hızlı bir gelişim grafiği gösterirler.

Bu paragraf özetle şunu söylemektedir: bir bebeğin sağlıklı gelişimi, annesiyle kurduğu bağ ile ilişkilidir. Annelerin, ister doğumu takip eden dakikalarda, ister hastanede kaldıkları süre içerisinde, ister hastaneden eve çıktıklarından itibaren, bebekleriyle kurdukları ten teması ve iletişim son derece önemlidir. Bir anne, eğer doğum yaptığı hastanenin koşulları izin vermemiş ve bebeğiyle doğumun hemen ardından erken ten teması kuramamışsa, annenin bu teması, hastane odasında ve/veya evin sakin, huzurlu ortamında yaşaması mümkündür. Ayrıca, anne ve bebeğin kurdukları ten teması, emzirme becerilerinin gelişimini de son derece olumlu etkiler.

Doğum şekli ile emzirmenin nasıl bir ilişkisi vardır? Özellikle sezaryen yapmış veya yapacak olan annelerimiz merak ediyor.

Bu, çok tartışılan ve oldukça merak edilen bir sorudur. Doğum yapma şekli (vajinal-sezaryen) ve sütün verimi arasında bir ilişki var mıdır? HAYIR YOKTUR! Süt salgılama süreci, hamileliğin ortalarında başlar (Lactogenesis 1), doğumun hemen sonrası salgılar aktive olur (Lactogenesis 2) ve emzirmenin 3 – 6. ayından itibaren salgılar otomatik fonksiyonla devam eder(Lactogenesis3). Dolayısıyla doğum şekli Lactogenesis 1 e etki etmez. Ancak Lactogenesis 2 ye etki eder! Yani doğum sonrası sütünüzün bebeğinizle ilk buluşması, doğum yapma şeklinizle ilişkilidir. Şöyle özetleyelim, doğum şeklinin süt başlangıcına etkisi:

  1. Genel anestezi ile sezaryen %56
  2. Suni sancı+epidural anestezi ile normal doğum %42
  3. Epidural anestezi ile sezaryen %27
  4. Anestezi ve Analjezi olmaksızın normal doğum %16

Bu noktada sütün salgılanmasına etki eden analjeziklerdir. Tabi ki bu sütünüz gelmeyecek demek değildir; sadece gecikebilir demektir.

Ben bir soru sormak istiyorum, bazen bazı sebeplerden ötürü bebek anneyi emmiyor, nasıl tekrar memeye alışmasını sağlıyorsun? Nasıl bir çalışma gerekiyor?

Bebeğin, annenin memesini doğar doğmaz reddetmesi, nadir görülen bir durumdur. Daha doğru bir ifadeyle, doğaya aykırıdır. Ancak bu son derece doğal olan davranışı olumsuz etkileyen nedenleri şöyle sıralayalım:

  1. Öncelikle, doğum sürecinin doğal akışla yönetilmemesidir; yani, doğal zincir baştan kopuk başlar. Doğumda kullanılan analjezikler, süt salgılanışını etkileyebileceği gibi bebeğin uyanıklık ve farkındalık düzeyini de etkileyebilir. Yani doğumdan sonra bebek uyuşuk ve/veya gergin bir yapıdaysa, meme emmeyi reddedebilir,
  2. Annenin doğal olarak yapması gerekeni reddetmesi, emzirmek istememesi,  
  3. Annenin telaşlı bir biçimde emzirmesi; bebekler telaşlı bir memeden beslenmek istemezler,
  4. Annenin ruhsal durumu; stresi, kaygıları ve mutsuzluğu bebeği tarafından taklit edilir. Bebek anneden bu enerjiyi daha fazla almayı reddeder, dolayısıyla memesini reddeder.

Karşılaşılan bu durum şöyle yönetilmelidir: öncelikle annenin emzirmeye ilişkin daha baştan eksik ya da yanlış bilgilendirilmesi düzeltilmelidir. Annede emzirmeye dair bir istek yaratmak, emzirme başarısının en önemli parçasını oluşturur. Daha sonra anne ve bebeğin sıklıkla ten teması kurması sağlanır ve bu yolla bebek, doğal olarak sahip olduğu emme içgüdüsünü hatırlamaya başlar ve sabırlı çalışmadan sonra bebek memeye yönelir. Bu dönemde annenin psikolojik direncini güçlendirmek ve ona manevi destek vermek son derece önemlidir (bu anlamda aynı zamanda bir psikolog olmamın bir takım avantajlarını yaşamaktayım). Daha sonra, bebeğin anne memesi yerine biberondan beslenmesi sürdürülmüş ise önce biberonu unutmalıdır. Bu anlamda, biberonun yerine başka bir beslenme materyali koymayı deniyorum; örneğin, bebeğin doğumunun ilk günlerinde anne memesinden uzaklaşmaması ve emme davranışının bozulmaması (biberonun besleme prensibi anne memesinin doğal yapısından farklıdır ve bebeğin emme davranışını bozar, kafasını karıştırır) için kullanması gereken kaşık biberon, kaşık ya da kadeh yöntemine bir geri-dönüş yapıyoruz. Sonra, annenin sütü azalmış ya da tamamen gerilemiş ise, EDS yöntemini deniyoruz ki bu olağanüstü etkili bir yöntemdir. Başarı şansımız son derece yüksektir. EDS, tam anlamıyla bebek dostu bir üründür. Bu sistemin amacı, bebeğe anne sütü ve/veya mamayı ten aracılığıyla ulaştırmaktır. Bebeğin emme refleksinin devamını ve ten sıcaklığının doğallığını aktarmada harika bir çözümdür. EDS hangi durumlarda kullanılır:

  1. Annenin doğum sonrası sütünün yeterli miktarda artmaması ve bebeğe takviye mama verilmesi durumunda hortumdan mama akarken bebek annesini emer ve emmesi sayesinde anne sütünün artmasına yardımcı olurken meme emme davranışı da zarar görmemiş olur.
  2. Annenin sütü sağılabiliyor ancak emziremiyorsa, baba, dadı ya da büyükannenin parmağından anne sütünü alabilir.
  3. Annesini doğum sırasında kaybetmiş bir bebek yine bu yöntemle babasının, dadısının ya da büyükannesinin parmağından mamayı veya donör anne sütünü alabilir.

Amaç: bebeğin beslenmesi kadar, ten temasıyla beslenmesinin öneminin desteklenmesidir.

Ben, bebeğinin “Mutsuz ve hırçın olduğunu söyleyen ve de bu konuda ne yapabilirim?” diye soran annelere genellikle şunu sorarım: “Peki, ya siz mutlu ve sakin misiniz?”. Genellikle de “Hayır!” cevabını alırım ve “Neden” hızlıca açığa çıkmış olur. Belki son derece klişe ve ama tastamam doğru bir söz vardır: “Mutlu anne, mutlu bebek” demektir. Emziren anne ise, en mutlu anne; emmen bebek de en mutlu bebektir. İşte! bu işi yapmamın en önemli nedeni son cümlede saklıdır.

Bu röportaj sadece bir röportaj değildir, birçok konuda size bilgi verir. En azından ben böyle hissediyorum. Sevgili Pınar Ayata’ nın sayfası halen yapım aşamasında, çok kısa süre sonra yayında olacak… Ağzına, ellerine sağlık canım arkadaşım….

www.emzirmepsikolojisi.com

www.emzirmepsikolojisi.com


BU GÖNDERİ İÇİN YORUMLAR KAPALIDIR

INSTAGRAM
DOULANNESRA