BURADASINIZ

Daha Mutlu Ebeveyn-Çocuk İlişkisi için Sınır Koyma...

Daha Mutlu Ebeveyn-Çocuk İlişkisi için Sınır Koyma, Kuralları Belirleme

Geçtiğimiz Cumartesi günü 16 Şubat tarihinde Daha Mutlu Ebeveyn-Çocuk İlişkisi için Sınır Koyma, Kuralları Belirleme seminerine katıldım. Psikoloji İstanbul’dan Psikolog Tolga Erdoğan’ın konuşmacı olarak katıldığı seminer Anneysen.com tarafından düzenlendi. Seminerin ayrıca ikinci konuğu da hepinizin takip ettiği Sevgili Elif Doğan “BlogcuAnne” idi.

O gün bugündür notları aktaracağım, ancak araya Derin’in hastalığı girince tüm planlar aksadı.

Kısaca Tolga Bey neler anlattı, size aktarmaya çalışayım.

Öncelikle Tolga Bey’in ılımlı tarzından çok etkilendim. Ayrıca konuşurken 3.5 yaşındaki kızından örnekler vermesi de farklı bir yumuşaklık kattı.

tolgaerdogan

İlk konumuz “Sınır Koyma, Kuralları Belirleme”

Tolga Bey konuşmasına, bizim kuşağın özellikle bizim annelerimizin ne kadar şanslı olduğunu söyleyerek başladı. Çünkü bizim zamanımızda sokaklarımız, çevremiz daha güvenli idi. Hepimiz kendi evimiz bahçesinde rahatça oynardık. Ne ebeveynlerimiz ne de biz dışarıdan gelecek herhangi bir tehdit gözetmedik. Dışarda oynayarak enerjimizi boşaltıp, mutlu bir şekilde eve gelip, banyomuzu yapıp, yemeğimizi yiyip yatardık. Şimdi ise durum maalesef böyle değil. Belki site içinde yaşam buna biraz olsa olanak veriyor ama her çocuk aynı imkânlara sahip değil.

Şimdi çocuklarımız içindeki enerjileri genelde ev içinde ya annesinin yanında, ya bakıcı ya da anane-babaanne yanında atmaya mecburlar. Hal böyle olunca daha fazla sınır koyma, kural koyma ihtiyacı ortaya çıkıyor.

Kuralları neden koyarız? 

Öncelikle çocuklarımızın güvenliği için. Veya onların kendi aile yapımızdaki ahlak kurallarına uyumlu olabilmeleri için.

Zaman zaman onları korumak adına fazla kurallar koymak zorunda kalıyoruz. Sonra çocuklarımızı bizi dinlemiyor diye şikâyet ediyoruz. Peki bu kuralların ne kadar ihtiyaç duyduğumuz kurallar?  Düşünüp baktığınızda çok gerek olmayan kurallar ile karşı karşıya geliyoruz. Aslında bu kuralların hiçbirisi çocuklara zarar vermek için değil.

İlk kurallarımız bebeklik döneminden başlıyor; kafasını çarpacak, onu bunu yutacak, şuradan düşecek gibi. Bir süre sonra sebebini bile unuttuğumuz kurallar içinde yüzdüğümüzü fark ediyoruz.

Şöyle bir arkamıza yaslanalım ve şu soruyu soralım:

“Çocuğumun dinlemesini istediğim kuralların ne kadarı gerçekten işime yarıyor”, ne kadarı çöp? Ben hangi durumlarda hayır diyorum. Bu hayırların hangisi bizim hayatımızı kolaylaştıran şeyler?

Kural olmalı, kural olmaz ise anne ve babanın kendi kişisel sınırları yok demektir. Tamamen çocukların kendi ihtiyaçlarına karşı koyulmuş bir düzen var demektir.

Kural olmadığı zaman çocuk kendi sınırlarını çizemiyor çünkü anne ve baba da kendi sınırını çizemiyor. Kendisine hayır denmeyen bir çocuk hayır demeyi bilmiyor, hayır diyememeye ve başka problemler yaşamaya başlıyor.

Çok kural koyarsak ne olur? Çocuklarımıza verdiğimiz mesaj otomatikman şu oluyor. “Sen kendi hayatını kontrol edemezsin, senin hayatını ben planlarım. Ben senin için neyin doğru yanlış olduğunu biliyorum. Sen bilemezsin. Sen sadece benim sözümü dinle. “ Burada Tolga Bey değişik bir örnek verdi.

7-8 aylık bir bebek düşünün, kanepenin altına topu kaçtı. Gidip o topu alırsa, ya kanepenin altına sıkışacak ya kafasını vuracak. Ama biz ne yapıyoruz ona zarar gelmesin diye topu biz alıyoruz. Ya da masanın üstünden bir şey alacak, bir yere tırmanacak sonrasında düşecek. Düşmesin diye biz ona yardım ediyoruz.

Çocuk aslında temel matematik kavramlarını bu dönemde öğreniyor. Kanepenin altındaki topa yetişemediği zaman uzak kavramını öğreniyor. Çok ağır bir şeyi kaldırmaya çalıştığı zaman ağırın ne anlama geldiğini, yüksekten bir şey almaya çalışırken de yüksekliği öğreniyor. Biz kural koyup sınırlandırmaya başlarsak ilk matematik derslerinde başarısız olmalarını sağlıyoruz.

Kural koyarken çok net olmalıyız, beden dilimiz ile ağzımızdan çıkan cümleler örtüşmeli ki çocuklarımız ikna olsun. Sakin ve ikna edici olmalıyız, bağırarak söylememeliyiz.

Tolga bey burada şöyle bir soru sordu. “Kaçınızın çocuğu parmağını prize soktu?”

Kendisi kızına sadece 2 kere söylemiş.

İşin gerçeği biz de kızımıza çok fazla söylemedik, ilk emeklemeye başladığı zaman prizleri kapadık ama laftan daha anlar yaşa geldiğinde, ona tehlikeli olduğunu ellememesi gerektiğini anlattık. Ve hiçbir zaman da merakı olmadı, hiç kurcalamadı. Ben burada biraz da çocuğun karakterine bağlıyorum. Her çocuk aynı şekilde algılamayabiliyor, özellikle kız ve erkek çocukları çok farklı. Erkek çocukları sanki inadına konunun üstüne gider bir hal alıyorlar.

Burada gene çok ilgici çeken bir konuya değindi Tolga Bey.

HAYIR’lar EVET’e dönüşebilir!

“Hayır” dediğimiz bir şeye “Evet” demek bizi tutarsız ebeveyn yapmaz. Belki de biz “Hayır” dediğimizde çocuğumuz haklıdır. “Hayır” dedikten sonra bunu bir düşünelim, belki “Evet” durumuna dönüşebilir.

Diğer konu ise “Ödül ve Ceza”

Çok kısa özetledi burada Tolga Bey; Ödülün olduğu yerde cezada vardır. Hiç ceza vermiyorsanız, ödül vermediğiniz zaman aslında ceza vermiş oluyorsunuz.

Ödül ve ceza, çocuğunuza “iyi şeyler yaptığında iyi şeyler hak edersin, kötü şeyler yaptığında kötü şeyler hak edersin.”  mesajını veriyor. Ayrıca neyin iyi, neyin kötü olduğunu da annen ve baban tanımlar. Bu durumda çocuk yerine gene anne-baba karar vermiş oluyor. Ödül her zaman çekici olduğu için çocuk, ödülü almak için anne-babamın istediği gibi çocuk olmalıyım diye düşünüyor. Bu anlayış yetişkinlikte de devam edip, eşimin/sevgilim istediği gibi biri olmaya kadar devam ediyor.

Seminer benim açımdan çok faydalı idi. Biz çok kural koyan ebeveynler değiliz, en azından şimdilik. Olmasa olmazlarımız var ama zaman zaman esnek de olabiliyoruz. Ben deterjan dolabını hiç kitlemedim, güzel bir şekilde onun ellememesi gerektiğini söyledim, zaman zaman hatırlatıyorum ama bizim için sıkıntı olmadı. Kurallarımız var ama kimsenin hayatını zorlaştırmıyor.

Ben hatırlıyorum, küçükken sadece odamda oyun oynardım, odam dışına oyuncak çıkmazdı. Bana göre çok saçma bir kural, çocuk istediği yerde oynar. Evet bir odası var, öncelik burası ama salonda oynamak istiyorsa da oynar, benim için sakıncası yok. Çocuk belirli çizgiler içinde kendini özgür hissetmeli, bu çizgiyi de doğru çizmek anne ve babanın görevi. Mükemmel ebeveynler yoktur, önemli olan yapabildiğimizin en iyisini yapmaktır.

Seminer için anneysen.com ’a tekrar teşekkür ederim.

Seminere katılan diğer blogger annelerin notlarını okumak isterseniz;

BlogcuAnne
Annemden Hikayeler
Minikler ve Anneleri

Ayrıca Sevgili Melis Çalapkulu’nun yazısı da burada.


BU GÖNDERİ İÇİN YORUMLAR KAPALIDIR

INSTAGRAM
DOULANNESRA